Blog

  • Mutlak Butlan Nedir ?

    Mutlak Butlan Nedir ?

    Mutlak Butlan Nedir?

    Mutlak butlan (kesin hükümsüzlük); borçlar hukuku, ticaret hukuku, idare hukuku ve medeni hukuk gibi alanlarda kullanılan, bir hukuki işlemin kurucu unsurları mevcut olmasına rağmen, emredici hukuk kurallarına aykırılık nedeniyle baştan itibaren geçersiz sayılması durumudur. Mutlak butlanla malul olan bir işlem, gerçek dünyada gerçekleşmiş gibi görünse bile hukuk düzeninde hiç doğmamış kabul edilir ve başlangıçtan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Bu yaptırım türü, hukuk kuralının ihlaline bağlanan en ağır sonuçlardan biridir.

    Mutlak Butlanın Temel Özellikleri Nelerdir?

    Mutlak butlanla sakatlanmış işlemlerin karakteristik özellikleri şunlardır:

    • Kendiliğinden Geçersizlik: Sözleşme veya işlem, yapıldığı andan itibaren hükümsüzdür; geçerlilik kazanması için bir mahkeme kararına ihtiyaç duyulmaz.
    • Hâkim Tarafından Re’sen Dikkate Alınma: Bir davada taraflar ileri sürmese dahi hâkim, mutlak butlan halini kendiliğinden göz önünde bulundurmak zorundadır.
    • Her Zaman İleri Sürülebilirlik: Bu geçersizlik türü herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; işlemin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin butlan hali her zaman iddia edilebilir.
    • İyiniyetin Korumaması: İşlemin taraflarından birinin iyi niyetli olması, mutlak butlanla sakat bir işlemi geçerli hale getirmez.
    • Düzeltilememe: Sakatlığın sonradan giderilmesi veya tarafların onay vermesiyle işlem geçerli hale gelemez. Ancak istisnai olarak Alman hukukunda düzenlenen ve Türk-İsviçre hukukunda da tartışılan tahvil (çevirme) yoluyla, geçersiz işlem başka bir geçerli işlemin şartlarını taşıyorsa o işleme dönüştürülebilir.

    Sözleşmelerde Mutlak Butlan Sebepleri Nelerdir?

    Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 27. maddesine göre, bir sözleşmenin kesin olarak hükümsüz sayılması için şu hallerden birinin varlığı gerekir:

    • Kanunun Emredici Hükümlerine Aykırılık: Yasaklanmış bir fiilin konu edilmesi (örneğin kanuni sınırı aşan faiz anlaşması).
    • Ahlaka ve Adaba Aykırılık: Toplumun genel ahlak anlayışına aykırı sözleşmeler (örneğin suç işlemek için yapılan anlaşmalar).
    • Kamu Düzenine Aykırılık: Devletin temel yapısını veya toplumun genel menfaatini ilgilendiren kuralların ihlali.
    • Kişilik Haklarına Aykırılık: Kişinin özgürlüklerini veya şerefini ağır biçimde kısıtlayan sözleşmeler.
    • Konunun İmkânsız Olması: Sözleşme kurulduğu sırada konusunun objektif olarak yerine getirilmesinin mümkün olmaması (örneğin yok olmuş bir malın satışı).
    • Ehliyetsizlik: İrade beyanında bulunanın ayırt etme gücüne sahip olmaması durumu.

    Aile Hukukunda (Evlilikte) Mutlak Butlan Halleri Nelerdir?

    Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 145 uyarınca, bir evliliğin mutlak butlanla batıl sayılması için şu dört halden birinin varlığı şarttır:

    1. Mevcut Evlilik: Eşlerden birinin evlenme sırasında zaten evli bulunması.
    2. Ayırt Etme Gücünden Sürekli Yoksunluk: Eşlerden birinin evlenme anında sürekli bir sebeple akla uygun davranma yeteneğinin bulunmaması.
    3. Akıl Hastalığı: Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının bulunması.
    4. Hısımlık: Eşler arasında kanunen evlenilmesi yasak olan derecede akrabalık (üstsoy-altsoy, kardeşler, amca/hala/teyze/dayı-yeğen gibi) bulunması.

    Evlenmede mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re’sen açılabileceği gibi, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir. Diğer mutlak butlan hallerinde olduğu gibi, evlenmenin butlanı davası için de bir süre sınırı yoktur.

    Şirketler Hukukunda Genel Kurul Kararlarının Butlanı Ne Demektir?

    Anonim şirketlerde genel kurul kararları da hukuki işlem niteliğinde olduğundan butlan yaptırımına tabi olabilir. Türk Ticaret Kanunu m. 447’ye göre özellikle şu kararlar batıldır:

    • Pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava açma gibi vazgeçilemez haklarını sınırlandıran veya kaldıran kararlar.
    • Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetim haklarını kanuni sınırların ötesinde kısıtlayan kararlar.
    • Şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlar.

    Ticaret siciline tescil edilmiş olsa bile, batıl bir genel kurul kararı geçerlilik kazanmaz ve bu kararın geçersizliği her zaman ileri sürülebilir.

    İdare Hukukunda Butlan Kavramı Nasıl İşler?

    İdari işlemlerin hukuk düzenine uygun olması esastır ancak bazı işlemler baştan itibaren ağır ve açık hukuka aykırılıklar içerebilir. İdare hukukunda butlan, işlemin o kadar ağır bir sakatlıkla malul olmasıdır ki, bu işlemin düzeltilmesi mümkün değildir. Örneğin, yetkisiz bir makamın veya organın işlem tesis etmesi (yetki gaspı) bir butlan sebebidir. Butlanla malul bir idari işlem, iptal davası açılmasına gerek kalmaksızın geçersiz sayılır ve hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.

    Mutlak Butlan ile Yokluk ve İptal Edilebilirlik Arasındaki Farklar Nelerdir?

    Hukuki işlemlerin sakatlığı doktrinde üç ana kategoriye ayrılır:

    • Yokluk: Hukuki işlemin kurucu unsurlarının (örneğin evlendirme memuru önünde yapılmayan bir evlilik) hiç bulunmaması halidir; işlem hukuk aleminde hiç doğmamıştır.
    • Mutlak Butlan: Kurucu unsurlar mevcut olsa da emredici kurallara aykırılık nedeniyle işlemin “ölü doğmasıdır”.
    • İptal Edilebilirlik (Nisbi Butlan): İşlem kurulurken irade sakatlığı (yanılma, aldatma, korkutma) gibi durumların olmasıdır. Bu işlem iptal edilene kadar geçerlidir ve ancak hak sahibi tarafından belirli süreler içinde iptal edilebilir. Oysa mutlak butlanda işlem baştan itibaren geçersizdir ve süre sınırı yoktur.

    Mutlak Butlanın Hukuki Sonuçları Nelerdir?

    Bir işlemin mutlak butlanla sakat olduğunun tespit edilmesi şu sonuçları doğurur:

    • Geriye Etkililik (Ex Tunc): İşlem yapıldığı andan itibaren geçersiz kabul edildiği için, bu işleme dayanılarak yapılan tüm edimler geriye dönük olarak ortadan kalkar.
    • İade Yükümlülüğü: Taraflar sözleşme kapsamında birbirlerine verdikleri şeyleri sebepsiz zenginleşme veya istihkak hükümlerine göre geri isteyebilirler.
    • Üçüncü Kişilerin Durumu: Kural olarak mutlak butlan iyiniyetli üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir ve onların bu işleme dayanarak kazandıkları haklar korunmaz. Ancak idare hukukunda ve bazı özel durumlarda (örneğin evlilikte butlan kararı kesinleşene kadar doğan sonuçlar) üçüncü kişilerin güvenini korumak amacıyla istisnalar tanınabilir.
    • Siyasi Partilerde Durum: Mahkeme kararıyla bir siyasi partinin kurultay kararlarının mutlak butlanla sakatlanması durumunda, o tarihten sonra yapılan tüm işlemler ve kurulan yeni yönetimler de hükümsüz hale gelir

    Yazılmamış Sayılma Nedir? Mutlak Butlandan Farkı Var mıdır?

    • Hukuk sistemimizde mutlak butlanın yanı sıra, özellikle Türk Borçlar Kanunu (m. 21, 24) çerçevesinde düzenlenen “yazılmamış sayılma” yaptırımı da mevcuttur. Bazı hukukçulara göre bu durum, kesin hükümsüzlükten (mutlak butlan) daha ağır bir yaptırımdır; çünkü işlemin hiçbir şekilde hüküm doğurmadığı ve düzeltilemediği kabul edilir. Özellikle genel işlem koşullarının denetiminde karşımıza çıkan bu kavramı yazınıza ekleyerek modern hukuk yaklaşımlarını işleyebilirsiniz.

     Tahvil (Çevirme) Yoluyla Geçersiz Bir İşlem Kurtarılabilir mi?

    • Kesin hükümsüz (batıl) bir sözleşme, eğer başka bir geçerli işlemin şartlarını taşıyorsa, o geçerli işleme dönüştürülebilir mi? Kaynaklarda “tahvil” olarak adlandırılan bu yöntemle; örneğin noterde yapıldığı için (resmi şekil eksikliği) batıl olan bir taşınmaz satış sözleşmesi, “taşınmaz satış vaadi” olarak ayakta tutulabilir. Bu başlık, “mutlak butlanın mutlak sonuçlarının” istisnasını göstermek açısından oldukça ilgi çekicidir.

     Siyasi Partilerde Mutlak Butlan Kararı Çıkarsa Ne Olur? (CHP Örneği)

    • Mutlak butlanın sadece bireysel sözleşmelerde değil, anayasal kurumlar olan siyasi partilerde de hayati sonuçları vardır. Kaynaklarda yer alan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP kurultayları hakkında verdiği karar, mutlak butlanın bir kurumun tüm yönetim yapısını nasıl geriye dönük olarak geçersiz kılabileceğini göstermektedir. Bu başlık altında, butlan kararı sonrası “eski yönetime geri dönülmesi” ve yapılan tüm işlemlerin (çaycı alım sözleşmesine kadar) hukuken yok sayılması gibi çarpıcı örnekleri verebilirsiniz.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hakkında Verilen Mutlak Butlan Kararı Nedir?

    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultayı ve bu kurultayda alınan tüm kararların mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) ile malul olduğuna ve yapıldığı tarihten itibaren iptaline karar vermiştir. Mahkeme, bu kararın bir sonucu olarak söz konusu tarihten sonra parti bünyesinde yapılan tüm olağan ve olağanüstü kurultayların (6 Nisan 2025 tarihli 21. Olağanüstü Kurultay ve 21 Eylül 2025 tarihli 22. Olağanüstü Kurultay dahil) ve bu süreçlerde alınan kararların da hükümsüz kaldığına hükmetmiştir.

    Kararın Gerekçesi ve Özeti

    Mahkemenin verdiği bu tarihi kararın temel dayanakları ve özeti şu şekildedir:

    • İrade Fesadı ve Yolsuzluk İddiaları: Kararda, kurultay sürecinde bir kısım delegelerin iradelerinin; maddi menfaat temini (para dağıtımı), belediyelerde işe alım vaatleri ve çeşitli hediyeler (telefon, tablet vb.) yoluyla sakatlandığına dair ciddi bulgulara ve yürütülen ceza soruşturmalarına atıf yapılmıştır.
    • Demokrasi İlkelerine Aykırılık: Mahkeme; siyasi partilerin faaliyetlerinin, organ seçimlerinin ve kararlarının Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu ile belirlenen demokrasi esaslarına ve dürüstlük kurallarına aykırı olamayacağını vurgulamıştır. Delegelerin iradesine menfaat veya baskı yoluyla gölge düşürülmesinin kamu düzenini ilgilendiren bir mutlak butlan sebebi olduğu kabul edilmiştir.
    • Eski Yönetimin Göreve İadesi: Kurultay kararlarının mutlak butlanla sakatlanması nedeniyle, 4-5 Kasım 2023 tarihindeki kurultaydan önceki duruma dönülmesine karar verilmiştir. Bu kapsamda eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve o tarihteki parti organlarının (Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu) karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevlerine devam etmelerine hükmedilmiştir.
    • Mevcut Yönetimin Görevden Uzaklaştırılması: Mutlak butlanla sakatlanan kurultay ile göreve gelen Genel Başkan Özgür Özel ve mevcut yönetim kurullarının (MYK, Parti Meclisi, YDK) tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir.
    • İstanbul İl Kongresi’nin İptali: Karar sadece kurultayı değil, 8 Ekim 2023’te gerçekleştirilen CHP İstanbul İl Kongresi’ni de kapsamaktadır; bu kongre ve orada alınan tüm kararlar da mutlak butlan gerekçesiyle iptal edilmiştir.

    Bu karar, mutlak butlanın sadece bireysel sözleşmelerde değil, anayasal bir kurum olan siyasi partilerin en üst karar organlarında dahi işlemi baştan itibaren ölü doğmuş kabul eden en ağır hukuk yaptırımı olduğunu göstermesi bakımından emsal niteliğindedi

    Mutlak Butlan Durumunda Kayyum Atanabilir mi?

    • Özellikle şirketler veya siyasi partiler gibi tüzel kişiliklerde, bir organın (genel kurul veya kurultay) mutlak butlanla sakatlanması sonucunda yönetim boşluğu doğabilir. Bu durumda Türk Medeni Kanunu m. 427 uyarınca, hukuki süreç tamamlanana kadar kuruma kayyum atanması gerekip gerekmediği tartışmasını yazınıza dahil edebilirsiniz.

    Sürekli Edimli Sözleşmelerde (Kira ve Hizmet) Butlanın Özel Durumu

    • Normalde mutlak butlan geriye etkilidir (ex tunc); yani işlem hiç yapılmamış sayılır. Ancak kira veya hizmet sözleşmesi gibi “sürekli edim” içeren durumlarda, butlanın öğrenilmesine kadar geçen süreçte verilen emek veya kullanımın iadesi fiilen imkansızdır. Bu nedenle kaynaklarda belirtildiği üzere, hizmet sözleşmelerinde butlan ancak ileri dönük (ex nunc) sonuç doğurur; yani o güne kadar yapılmış işler ve ödenen ücretler geçerli bir sözleşme gibi korunur.

     Cezai Şartın Butlanı: Asıl Borç Geçersizse Ceza Geçerli midir?

    • Türk Borçlar Kanunu m. 182 uyarınca, bir sözleşmedeki asıl borç mutlak butlanla sakatsa, ona bağlı olan cezai şart (ceza koşulu) da geçersiz hale gelir. Ancak ceza koşulunun kendisi batıl olsa bile asıl borcun geçerliliği bundan etkilenmez. Bu teknik ayrım, ticari sözleşme hazırlayan okurlarınız için çok kıymetlidir.

      Tüketici Sözleşmelerinde Mutlak Butlan ve “On İki Punto” Kuralı

    • Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 4 uyarınca; sözleşmelerin anlaşılabilir, açık ve en az on iki punto büyüklüğünde olması şarttır. Kaynaklara göre, sözleşmede bulunması gereken zorunlu unsurların eksikliği sözleşmenin geçerliliğini etkilemez ancak bu eksikliklerin derhal giderilmesi gerekir. Tüketici hakları perspektifinden butlanı bu başlıkla inceleyebilirsiniz.

     Mutlak Butlan ile Nisbi Butlan (İptal Edilebilirlik) Arasındaki İnce Çizgi

    • Yazınızda “yanılma, aldatma, korkutma” gibi irade sakatlıklarının mutlak butlan değil, nisbi butlan (iptal edilebilirlik) kapsamında olduğunu vurgulayabilirsiniz. Mutlak butlanı hakim kendiliğinden gözetirken, nisbi butlanın ancak hak sahibi tarafından belirli bir sürede (genellikle 6 ay-5 yıl) ileri sürülmesi halinde sonuç doğuracağını karşılaştırmalı bir tablo ile sunabilirsiniz.
    • Bu başlıklar, yazınızı sadece bir “sözlük tanımı” olmaktan çıkarıp, güncel yargı kararları ve özel hukuk alanlarındaki pratik karşılıklarıyla zenginleştirilmiş akademik seviyede bir blog yazısına dönüştürecektir.

     

  • Bölge Adliye Mahkemeleri ve İstinaf Kanun Yolu Nedir?

    Bölge Adliye Mahkemeleri ve İstinaf Kanun Yolu Nedir?

    Bölge Adliye Mahkemeleri ve İstinaf Kanun Yolu

    Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM), Türk hukuk sisteminde ilk derece mahkemeleri ile Yargıtay arasında yer alan, hem maddi vakıa hem de hukuki denetim yapan ikinci derece (istinaf) mahkemeleridir. İşte Bölge Adliye Mahkemeleri hakkında merak edilenler ve temel hukuki düzenlemeler:

    1. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) Nedir?

    Bölge adliye mahkemesi, adli yargı kolunda ilk derece hukuk ve ceza mahkemelerinin kesin olmayan kararlarına karşı yapılan istinaf başvurularını incelemekle görevli üst derece mahkemesidir. Kamuoyunda yaygın olarak “İstinaf Mahkemesi” olarak da bilinir.

    1. Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf) Neden Kurulmuştur?

    Bu mahkemeler, yargılamaların makul sürede tamamlanması, Yargıtay’ın iş yükünün azaltılması ve hukuki güvenliğin somut olay adaletiyle sağlanması amacıyla kurulmuştur.

    1. Türkiye’de Kaç Tane Bölge Adliye Mahkemesi Vardır?

    5235 sayılı Kanun çerçevesinde kurulan ve günümüzde faal olan toplam 15 adet Bölge Adliye Mahkemesi bulunmaktadır. Bunlar; Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Sakarya, Samsun, Trabzon ve Van Bölge Adliye Mahkemeleridir.

    1. Bölge Adliye Mahkemelerinin (İstinaf) Yapısı Nasıldır?

    Bölge adliye mahkemeleri; başkanlık, başkanlar kurulu, daireler (hukuk ve ceza), Cumhuriyet başsavcılığı, adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşur.

    1. Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Başkanının Görevleri Nelerdir?

    BAM Başkanı, mahkemeyi temsil eder, başkanlar kurulu ve adalet komisyonuna başkanlık eder. Mahkemenin uyumlu ve verimli çalışmasını sağlamak ve personeli denetlemek başkanın temel görevleri arasındadır.

    1. Bölge Adliye Mahkemesi Daireleri Nelerden Oluşur?

    Her BAM bünyesinde en az üç hukuk ve en az iki ceza dairesi bulunur. Dairelerin sayısı, iş yoğunluğuna göre HSK’nın görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından artırılabilir.

    1. Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin Görevleri Nelerdir?

    Ceza daireleri, ilk derece ceza mahkemelerince verilen ve kesin olmayan hükümlere karşı yapılan başvuruları inceler. Ayrıca yargı çevresi içindeki ceza mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözer.

    1. Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Hukuk Dairelerinin Görevleri Nelerdir?

    Hukuk daireleri, ilk derece hukuk mahkemelerinin kararlarını inceler, yetki ve görev uyuşmazlıklarını karara bağlar ve davaların nakli gibi konularda yetki kullanır.

    1. Bölge Adliye Mahkemelerinde (İstinaf) İş Bölümü Nasıl Belirlenir?

    Daireler arasındaki iş bölümü, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi tarafından belirlenir. Daireler, kendilerine tevzi edilen dosyalara bakmakla yükümlüdür.

    1. İstinaf Kanun Yolu Nedir?

    İstinaf, ilk derece mahkemesinin kararının hem maddi olay yönünden hem de hukuki yönden bir üst mahkeme tarafından denetlenmesini sağlayan olağan bir kanun yoludur.

    1. İstinaf Başvuru Süresi Ne Kadardır?

    Hukuk mahkemelerinde istinaf süresi, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftadır. Ceza mahkemelerinde de genel süre kural olarak tebliğ veya tefhimden itibaren yine benzer şekilde 2 hafta olarak düzenlenmiştir.

    1. İstinaf Dilekçesi Nereye Verilir?

    İstinaf başvurusu, bölge adliye mahkemesine gönderilmek üzere, kararı veren ilk derece mahkemesine bir dilekçe verilerek yapılır.

    1. BAM Ceza Dairesi İstinaf İncelemesi Sonucunda Hangi Kararları Verebilir?

    • İstinaf başvurusunun esastan reddi: Karar hukuka uygunsa.
    • Hükmün bozulması: Önemli bir hukuka aykırılık varsa dosya alt mahkemeye gönderilir.
    • Davanın yeniden görülmesi (Duruşma açılması): BAM, kararı kaldırarak kendisi yeniden yargılama yapabilir.
    1. İstinaf Yolunda Duruşma Yapılır mı?

    Evet, BAM gerekli gördüğü hallerde duruşma açarak tanık dinleyebilir, bilirkişi incelemesi veya keşif yapabilir. Ceza davalarında tutuklu sanıkların duruşmaya getirilmesi de söz konusu olabilir.

    1. Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Kararlarına Karşı Direnilebilir mi?

    Hayır, bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı ilk derece mahkemeleri tarafından direnilemez. Ancak temyiz yolu açıksa Yargıtay’a başvurulabilir.

    1. BAM Kararlarına Karşı Temyiz Yoluna Gidilebilir mi?

    Kural olarak BAM ceza ve hukuk dairelerinin bozma dışındaki son kararları temyiz edilebilir. Ancak kanunda sayılan bazı sınırların (miktar veya ceza süresi) altında kalan kararlar kesindir ve temyiz edilemez.

    1. Hangi Kararlar İstinaf İncelemesine Tabi Değildir (İstinaf Yasağı)?

    Hukuk yargılamasında, miktar veya değeri kanunda belirlenen kesinlik sınırının altında kalan malvarlığına ilişkin davalar hakkında verilen kararlar istinaf edilemez. 2026 yılı itibarıyla bu sınır 50.000 TL’dir.

    Ceza yargılamasında ise doğrudan hükmedilen 15.000 TL dâhil adlî para cezalarına ilişkin mahkûmiyet hükümleri (hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç) kesin nitelikte olup istinaf kanun yoluna tabi değildir.

    1. BAM Kararları (İstinaf) Arasındaki Uyuşmazlıklar Nasıl Giderilir?

    Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin kararları arasında uyuşmazlık çıkması durumunda, BAM Başkanlar Kurulu re’sen veya talep üzerine uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay’dan karar verilmesini ister.

    1. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) İstinaf Hakkındaki Görüşü Nedir?

    Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin görev ve yetki alanlarının net bir şekilde belirlenmesini “kanuni hâkim güvencesi” ve “hukuki güvenlik ilkesi” kapsamında değerlendirir. AYM, BAM’ların kurulmasını hak arama hürriyetinin etkin bir şekilde kullanılması için önemli bir adım olarak görür.

    1. Yargıtay BAM (İstinaf) Kararlarını Nasıl Denetler?

    Yargıtay, temyiz başvurusu üzerine BAM kararlarını sadece hukuki yönden denetler. Kararı hukuka uygun bulursa temyiz istemini reddeder, hukuka aykırı bulursa kararı bozar.

    1. BAM Hâkim ve Savcılarının Atanma Nitelikleri Nelerdir?

    BAM Başkanı ve daire başkanları birinci sınıf adli yargı hâkimleri arasından seçilir. Cumhuriyet savcılarının ise meslekte en az sekiz yıl fiilen görev yapmış olması şarttır.

    1. Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Adalet Komisyonunun Görevleri Nelerdir?

    Komisyon, BAM’daki hâkim ve savcılar dışındaki personelin atama, disiplin ve özlük işleri gibi idari görevleri yerine getirir.

    1. BAM’ın (İstinaf) Hangi Kararları Yargıtay’a Tabidir?

    Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) daireleri tarafından verilen bozma kararları dışındaki son kararlar (hükümler), kural olarak Yargıtay nezdinde temyiz kanun yoluna tabidir. Ancak davanın niteliği, ceza miktarı veya uyuşmazlık konusu miktara göre bazı önemli sınırlamalar ve istisnalar bulunmaktadır.

    Ceza Daireleri Bakımından Temyiz Edilebilen ve Edilemeyen Kararlar:

    • Genel Kural: İstinaf mahkemesinin bozma kararları dışındaki hükümleri temyiz edilebilir.
    • Temyiz Yasağı (Kesin Kararlar): İlk derece mahkemelerinden verilen 5 yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine dair BAM kararları temyiz edilemez.
    • BAM tarafından ilk derece mahkemesinin 5 yıl veya daha az hapis cezasını artırmayan kararları da kesindir.
    • 10 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda, ilk derece mahkemesinin beraat kararını BAM’ın onaması (istinaf başvurusunun esastan reddi) durumunda Yargıtay yolu kapalıdır.
    • Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına ve güvenlik tedbirine ilişkin BAM kararları da belirli sınırlar dahilinde temyiz edilemez.

    Hukuk Daireleri Bakımından Temyiz Edilebilen ve Edilemeyen Kararlar:

    • Parasal Sınır: Malvarlığına ilişkin davalarda, BAM hukuk dairelerinin verdiği nihai kararların temyiz edilebilmesi için uyuşmazlık konusunun miktar veya değerinin kanuni sınırı aşması gerekir. 2026 yılı için bu sınır 682.000 TL’dir; bu tutarı aşmayan kararlar kesin niteliktedir.
    • Temyiz Edilemeyen Diğer Haller:
      • Geçici hukuki korumalar (ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz gibi) hakkında verilen BAM kararları temyiz edilemez.
      • Özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalara ilişkin kararlar (Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan doğan taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklar hariç) kesindir.
      • Çekişmesiz yargı işleri, soybağına ilişkin olanlar hariç nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davaları ve BAM’ın yargı çevresi içindeki yetki/görev uyuşmazlıklarını çözen kararları aleyhine Yargıtay’a başvurulamaz.

    Uyuşmazlıkların Giderilmesi: Aynı veya farklı yer Bölge Adliye Mahkemeleri daireleri arasında kesin nitelikteki kararlar bakımından bir uyuşmazlık veya uygulama farklılığı bulunması halinde, BAM Başkanlar Kurulu uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay’dan karar verilmesini isteyebilir.

    1. İstinaf Mahkemesi Kararları Kesin İse Hangi Hukuki Yola Başvurulur?

    Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) tarafından verilen bir karar; temyiz sınırı altında kaldığı için veya kanun gereği “kesin” nitelikteyse, bu karara karşı artık olağan kanun yollarına (temyiz gibi) başvurulamaz. Ancak hukuk sistemimizde, kesinleşmiş veya kesin olan kararlardaki ağır hukuka aykırılıkları gidermek amacıyla olağanüstü kanun yolları ve özel başvuru mekanizmaları öngörülmüştür:

    • Olağanüstü Kanun Yolları (Ceza Davaları İçin):
      • Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı: BAM ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı, BAM Cumhuriyet Başsavcısı resen veya istem üzerine sanık lehine süre sınırı olmaksızın, aleyhine ise 30 gün içinde ilgili ceza dairesine itiraz edebilir.
      • Kanun Yararına Bozma: İstinaf incelemesinden geçmeden kesinleşen ve ağır hukuk ihlali barındıran kararlar için Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla Yargıtay’a başvurulabilir.
      • Yargılamanın Yenilenmesi: Karar kesinleşmiş olsa bile, davanın sonucunu etkileyecek yeni bir delilin ortaya çıkması veya yargılamada önemli bir hata yapılması durumunda bu yola başvurulabilir.
    • BAM Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi: Aynı veya farklı yer Bölge Adliye Mahkemeleri daireleri arasında, benzer olaylarda verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık veya uygulama farklılığı varsa; ilgili daire, Cumhuriyet başsavcısı veya taraflar uyuşmazlığın giderilmesini isteyebilir. Bu talep, BAM Başkanlar Kurulu tarafından uygun görülürse uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay’a gönderilir.
    • Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru: İstinaf mahkemesinin kararı kesinleştiğinde ve tüm olağan yargı yolları tüketildiğinde; kararın Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlükleri (örneğin adil yargılanma hakkı) ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yapılabilir.
    • Özel Durum: Kararın Tavzihi ve Düzeltilmesi: Eğer kesinleşen kararın hüküm fıkrası açık değilse veya hesap hatası gibi maddi hatalar içeriyorsa, kararı veren BAM dairesinden kararın tavzihi (açıklanması) veya maddi hataların düzeltilmesi talep edilebilir.

    25.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) İş bölümü nasıldır?

    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) iş bölümü, 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi tarafından belirlenmiştir. Mahkemenin mevcut iş bölümü kararı 1 Eylül 2021 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanmıştır. İş bölümünün belirlenmesinde dosyaların ilgili daireye fiziki ulaştığı tarih değil, UYAP üzerinden gönderildiği tarih esas alınmaktadır.

    Ankara BAM’ın yargı çevresi; Ankara, Çankırı, Eskişehir, Karabük, Kastamonu, Kırıkkale ve Kırşehir illerindeki ilk derece mahkemelerinin kararlarını kapsamaktadır.

    Hukuk Daireleri İş Bölümü Yapısı

    Ankara BAM Hukuk Daireleri, uzmanlaşmayı sağlamak amacıyla dört temel ihtisas alanı altında toplanmıştır:

    1. Medeni Hukuk Daireleri: Özellikle Aile Hukuku (boşanma, velayet, soybağı) ve Kişiler Hukuku konularına bakarlar. Bu alanda 1, 2 ve 28. Hukuk Daireleri “ikiz daire” olarak görev yapar.
    2. İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Daireleri: İşçi-işveren uyuşmazlıkları ve SGK davalarına bakarlar.
      • İş Hukuku (Kıdem, ihbar, iş kazası vb.): 5, 6, 7, 8, 9, 29 ve 30. Hukuk Daireleri bu alanda ihtisaslaşmıştır.
      • Sosyal Güvenlik Hukuku: 10 ve 11. Hukuk Daireleri SGK mevzuatından kaynaklanan davalara bakmakla görevlidir.
    3. Ticaret ve Borçlar Hukuku Daireleri: Ticari işletmeler, sigorta, bankacılık ve sözleşmelerden doğan davaları incelerler.
      • Sigorta ve Ticaret: 20, 21, 22 ve 23. Hukuk Daireleri ticari uyuşmazlıklar ve sigorta rücu davalarında yetkilidir.
      • Tüketici Hukuku: 3. Hukuk Dairesi temel olarak tüketici uyuşmazlıklarına bakarken, 24. Hukuk Dairesi sebepsiz zenginleşme ve kusursuz sorumluluk hallerini inceler.
      • Eser Sözleşmeleri: 27 ve 31. Hukuk Daireleri inşaat ve eser sözleşmelerinden doğan davalara bakarlar.
    4. Gayrimenkul Hukuku Daireleri: Taşınmaz mülkiyeti, kadastro ve kamulaştırma işlerini yürütürler.
      • Kamulaştırma: 14. Hukuk Dairesi kamulaştırma ve el atma davalarına bakar.
      • Kira Hukuku: 15. Hukuk Dairesi kira tespiti, tahliye ve ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davalarına bakmakla görevlidir.
      • İcra ve İflas: 18, 19 ve 32. Hukuk Daireleri icra mahkemesi kararlarının istinaf incelemesini yapar.

    Ceza Daireleri İş Bölümü Yapısı

    Ceza daireleri, suç tiplerine ve Türk Ceza Kanunu (TCK) maddelerine göre uzmanlaşmıştır. Temel görev dağılımı şöyledir:

    • Hayata Karşı Suçlar (Kasten Öldürme vb.): 1 ve 2. Ceza Daireleri bu tür ağır suçları inceler.
    • Terör Suçları: 4, 19, 20, 21 ve 22. Ceza Daireleri; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve örgütlü suçlar (soykırım, anayasal düzene karşı suçlar) kapsamında uzmanlaşmıştır.
    • Malvarlığına Karşı Suçlar (Hırsızlık, Yağma): 13, 14 ve 15. Ceza Daireleri yağma ve hırsızlık dosyalarına bakarlar.
    • Dolandırıcılık ve Sahtecilik: 10, 11 ve 25. Ceza Daireleri nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını inceler.
    • Uyuşturucu Madde Suçları: 3, 18 ve 24. Ceza Daireleri uyuşturucu ticareti ve kullanımıyla ilgili dosyaların istinaf merkezidir.
    • Kaçakçılık ve Banka Zimmeti: 7. Ceza Dairesi özel yasalar kapsamındaki kaçakçılık suçlarına bakmaktadır.
    • Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar: 17 ve 27. Ceza Daireleri cinsel saldırı ve istismar suçlarını karara bağlar.

    Önemli Kurallar:

    • Bir dosyada birden fazla suç varsa, inceleme yaptırımı en ağır olan suça bakmakla görevli daire tarafından yapılır.
    • Daireler arasında çıkan iş bölümü uyuşmazlıklarını Ankara BAM Başkanlar Kurulu kesin olarak çözer.
    • “İkiz daireler” arasında dosya tevzii, iş yükü eşitliği gözetilerek UYAP üzerinden otomatik olarak gerçekleştirilir

     

     

     

  • VATANDAŞLIĞIN KAYBETTİRİLMESİ NEDİR? VATANDAŞLIK NASIL KAYBETTİRİLİR VE SONUÇLARI NELERDİR?

    VATANDAŞLIĞIN KAYBETTİRİLMESİ NEDİR? VATANDAŞLIK NASIL KAYBETTİRİLİR VE SONUÇLARI NELERDİR?

    VATANDAŞLIĞIN KAYBETTİRİLMESİ NEDİR? VATANDAŞLIK NASIL KAYBETTİRİLİR VE SONUÇLARI NELERDİR?

    Vatandaşlığın Kaybettirilmesi Halleri Nelerdir?

    Vatandaşlığın kaybettirilmesi, kişinin iradesi dışında vatandaşlığın kaybı halidir. Kişinin iradesi dışında vatandaşlığın kaybı hâllerinde, devlet kendi menfaatlerini ön plana almakta ve kişinin iradesine bakmamaktadır. İrade dışı vatandaşlığın kaybının kabul edilmesindeki temel düşünce, devletin siyasî, sosyal ya da ekonomik nedenlerle kişiyi artık vatandaşlığında istememesidir. İrade dışı vatandaşlığın kaybında ilgili kişi, vatansız da Bu hâl, herkesin bir vatandaşlığı olması gerektiği yönündeki vatandaşlık hukukunun genel prensibine aykırı olmasına rağmen, devletler, menfaatlerinin gerektirdiği durumlarda, bu yolla kişinin vatandaşlığına son verebilmektedirler. Vatandaşlığın kaybettirilmesi, mevzuatımızda iki şekilde düzenlenmiştir.

    Vatana alınma kararının iptali, genellikle, yabancıların vatandaşlık başvuru anında yalan beyanda bulunması halinde sonradan bu durumun fark edilmesi veya gerçeğin ortaya çıkması halinde yetkili makam tarafından vatandaşlık verilme kararının iptal edilmesidir. Vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemlerden dolayı ise vatandaşlığın kaybettirilmesi de ülkemize yönelik devlet güvenliğine karşı suçların ya da yabancı ülkeler ile işbirliği içerisinde ülkenin aleyhine davranışlar gösteren Türk vatandaşlarına yönelik verilen bir karardır. Makalemizde yetkili makam tarafından vatandaşlığın kaybettirilmesinin hangi durumlarda meydana gelebileceğine yönelik detaylı bilgi aktarılmıştır.

    VATANDAŞLIĞIN KAYBETTİRİLMESİ NEDİR? VATANDAŞLIK NASIL KAYBETTİRİLİR VE SONUÇLARI NELERDİR? -YILDIZ HUKUK VE DANIŞMANLIK BÜROSU

    Vatana Bağlılıkla Bağdaşmayan Eylemler Nelerdir?

    Türk vatandaşlığının kaybı konusuna 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu 23 ve devamı maddelerinde yer verilmiştir. Buna göre Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararı ya da seçme hakkının kullanılması ile kaybedilir. TVK’da vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemler olarak düzenlenmiş olan kaybettirme kararının verilebilmesi için, kişinin Kanun’da öngörülen şartları şahsında taşıması ve karar makamı olan Cumhurbaşkanının vatandaşlığı kaybettirme yolunda karar alması gerekmektedir. Kişinin eylem veya işlemleri Kanunda aranan şartları taşıyor olsa da Cumhurbaşkanı, kişi hakkında kaybettirme kararı vermek zorunda değildir. Çünkü Kanun, Cumhurbaşkanına takdir yetkisi tanımıştır. 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 29 uncu maddesi uyarınca:

    1. Aşağıda belirtilen eylemlerde bulundukları resmi makamlarca tespit edilen kişilerin Türk vatandaşlığı Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile kaybettirilebilir.

    a) Yabancı bir devletin, Türkiye’nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmetinde bulunup da bu görevi bırakmaları kendilerine yurt dışında dış temsilcilikler, yurt içinde ise mülki idare amirleri tarafından bildirilmesine rağmen, üç aydan az olmamak üzere verilecek uygun bir süre içerisinde kendi istekleri ile bu görevi bırakmayanlar.

    b) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde Bakanlar Kurulunun izni olmaksızın kendi istekleriyle çalışmaya devam edenler.

    c) İzin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar.

    26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302 nci, 309 uncu, 310 uncu, 311 inci, 312 nci, 313 üncü, 314 üncü ve 315 inci maddelerinde yazılı suçlar nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ve yabancı ülkede bulunması nedeniyle kendisine ulaşılamayan vatandaşlar, bu durumun soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde vatandaşlıklarının kaybettirilmesi amacıyla Bakanlığa bildirilir. Bakanlıkça Resmî Gazete’de yapılan yurda dön ilanına rağmen üç ay içinde yurda dönmemeleri halinde, bu kişilerin Türk vatandaşlıkları Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla kaybettirilebilir.

    a) Yabancı bir devletin, Türkiye’nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmetinde bulunmak,
    Kişi, yabancı bir devletin Türkiye’nin menfaatine uymayan bir hizmetinde bulunmalıdır. Bu hizmetin yapıldığı yerin yurt içi veya yurt dışı olmasının önemi olmadığı gibi, hizmetin resmî ya da özel, askerî veya sivil olmasının da önemi yoktur. Önemli olan, yapılan hizmetin Türkiye’nin menfaatlerine uygun olmamasıdır. Hangi tür hizmetlerin Türkiye’nin menfaatlerine uygun olmadığı kanunda tespit edilmemiştir. Dolayısıyla hangi tür hizmetlerin ülkenin menfaatlerine uygun olmadığına karar verme yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir. Başka bir ifade ile bu hâlde Cumhurbaşkanı’na çifte takdir yetkisi tanınmıştır.

    Hizmetin bırakılması yetkili makamlarca ilgiliye bildirilmiş olmalıdır. İlgiliye bildirim yapılmadan, hakkında kaybettirme kararı verilmesi mümkün değildir. Çünkü ilgili hangi tür hizmetlerin Türkiye’nin menfaatine uygun olmadığını bilecek durumda değildir. Yapmış olduğu hizmetin, Türkiye’nin menfaatlerine uygun olmadığı Cumhurbaşkanı kararı ile tespit edilecek ve bu tespit ilgiliye bildirilecektir. İlgiliye bildirimin, yurt içinde mahalli mülkîye âmirleri, yurt dışında dış temsilciliklerce yazılı olarak yapılması gereklidir.

    İlgili, üç aydan az olmamak üzere verilecek süre içinde hizmeti kendi isteği ile bırakmamış olmalıdır. İlgiliye hizmeti bırakması için verilecek süre, kişinin durumu ve hizmeti bırakabilme imkânı dikkate alınarak tespit edilmelidir. İlgili hakkında kaybettirme kararı verilebilmesi için, yapılan bildirime rağmen iradî olarak hizmete devam ediyor olması gerekir. Şayet, ilgili kendi iradesi dışında hizmete devam ettirilmiş ise, bu durumda kişiye kaybettirme müeyyidesinin uygulanması mümkün değildir. Çünkü bu hâlde, kişi kendi iradesi ile değil, cebir veya şiddet kullanılarak hizmete devam ettirilmektedir.

    b) Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde Cumhurbaşkanının izni olmadan kendi istekleri ile çalışmaya devam etmek

    İlgilinin Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde bulunması kaybettirme kararı verilebilmesi için yeterlidir. Burası bakımından yapılan hizmetin Türkiye’nin menfaati ile çelişiyor olmasının önemi yoktur. Türkiye ile fiilen savaş hâlinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde bulunmak, vatandaşlıkla bağdaşmayan bir eylem olarak kabul edilmiştir.
    Hizmete devam, kişinin kendi isteği ile olmalıdır. Kanun, kişiye hizmeti bırakması hususunda bir bildirim yapılmasını gerekli görmemiştir. Kişi, hizmetinde bulunduğu devlet ile Türkiye arasında fiilî savaş hâlinin ortaya çıkmasıyla birlikte, herhangi bir bildirim yapılmasını beklemeden hizmeti kendiliğinden bırakmak zorundadır. Kişinin hizmete devamı, iradesi dışında gerçekleşiyor ise, hakkında kaybettirme kararı verilemez.

    Hizmete devam hususunda Cumhurbaşkanı izin vermemiş olmalıdır. Kişi, Türkiye ile fiilen savaş hâlinde bulunan bir devletin hizmetinde bulunmaya Cumhurbaşkanının izni ile devam ediyor ise, bu hâlde kaybettirme kararının verilmesi mümkün değildir. Kişiye savaş çıkmasından önce çalışma izni verilmiş olmasının önemi yoktur. Cumhurbaşkanının vereceği iznin kaybettirme kararına engel olabilmesi için, fiili savaş hâlinin çıkmasından sonra verilmiş olması gereklidir. Savaş çıkmadan önce verilen çalışma izni, kaybettirme kararının verilmesine engel değildir.

    c) İzin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapmak

    Bu fikra esas itibarıyla (a) bendinde yer alan düzenlemeden başka bir şey değildir. Bu fikra kapsamında kaybettirme kararı verilebilmesi için;
    İlgili yabancı bir devletin hizmetinde askerlik yapmalıdır.
    Askerlik hizmetini yapması gönüllü olmalıdır. Kişi iradesi dışında veya bir zaruretin gereği olarak askerlik yapıyor ise kaybettirme sebebi olarak kabul edilemez.
    İlgilinin yabancı devlet hizmetinde askerlik yapması izinsiz olmalıdır. Kişinin, yabancı devletin hizmetinde askerlik yapmasına Cumhurbaşkanı izin vermiş ise, bu hâlde ilgili hakkında kaybettirme kararının verilmesi mümkün değildir.
    Bu hükme dayalı olarak kaybettirme kararı verilebilmesi bakımından, Türk vatandaşlığının yanında başka ülke vatandaşlığına da sahip olan kişilerin durumunun ele alınmasında fayda vardır. Çifte vatandaşlığa sahip olan kişi, vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu diğer ülkede askerlik görevini yapar ise, bu kaybettirme sebebi olarak kabul edilebilir mi? Fıkrada çifte vatandaşlığa sahip olanlara yönelik bir açıklık getirilmediği için kafa karışıklığına sebep olabilecektir. Ancak hükmün amacı, çifte vatandaşlığa sahip olan Türk vatandaşlarının, vatandaşlığına sahip oldukları diğer ülkede askerlik ya da onun yerine geçen kamu görevini ifa etmelerine engel olmak değil, vatandaşlık bağı ile bağlı olmadıkları ülkede gönüllü askerlik yapılmasına engel olmaktır. Hükmün gerekçesinde atıf yapılan AVS, kişinin vatandaşlık bağı ile bağlı olmadığı bir ülke için gönüllü askerlik yapmaktan bahsetmektedir. Dolayısıyla, Türk vatandaşlığının yanında yabancı bir ülke vatandaşlığına sahip kişilerin, vatandaşlık bağı ile bağlı oldukları diğer ülkede askerlik ya da onun yerine geçen bir kamu yükümünü yerine getirmeleri, kaybettirme sebebi olarak kabul edilemez.

    VATANDAŞLIĞIN KAYBETTİRİLMESİ NEDİR? VATANDAŞLIK NASIL KAYBETTİRİLİR VE SONUÇLARI NELERDİR?-YILDIZ HUKUK VE DANIŞMANLIK BÜROSU

    d) Devletin Güvenliğine ve Anayasal Düzene Karşı Suç İşlemek

    “26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302 nci, 309 uncu, 310 uncu, 311 inci, 312 nci, 313 üncü, 314 üncü ve 315 inci maddelerinde yazılı suçlar nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ve yabancı ülkede bulunması nedeniyle kendisine ulaşılamayan vatandaşlar, bu durumun soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde vatandaşlıklarının kaybettirilmesi amacıyla Bakanlığa bildirilir. Bakanlıkça Resmi Gazetede yapılan yurda dön ilanına rağmen üç ay içinde yurda dönmemeleri halinde, bu kişilerin Türk vatandaşlıkları Cumhurbaşkanı kararıyla kaybettirilebilir.” (m.29/2). Hükümden de görüldüğü gibi, TCK’da dördüncü bölümde yer alan “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” ve beşinci bölümde yer alan “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında hüküm altına alınmış olan suçlardan bir kısmını işleyenlerin Kanun’da öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde Cumhurbaşkanı kararı ile haklarında Türk vatandaşlığını kaybettirme kararı verilebilecektir. Maddenin uygulanabilmesi için gerekli şartlar;

    • İlgilinin, Kanun’da öngörülen suçlardan birini işlediği yönünde bir soruşturma veya kovuşturma açılmış olmalı,
    • İlgili yurt dışında olmalı,
    • Soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcılığı, kovuşturma aşamasında mahkemelerce ilgilinin yurt dışında olduğu öğrenilmiş olmalı, Bakanlıkça, Resmî Gazete aracılığı ile ülkeye dön çağrısı yapmış olmalı,
    • Çağrıya üç ay içinde icabet edilmemiş olmalı,
    • Cumhurbaşkanının kaybettirme kararı vermiş olması gereklidir.

    Görüldüğü gibi, öngörülen fiilleri işlediği iddiası ile başlatılan soruşturma veya kovuşturma aşamasında kişinin yurtdışında olduğunun öğrenilmiş olması, kaybettirme kararı verilebilmesi için yeterli görülmüştür. Öngörülen diğer şartlar esasa yönelik olmayıp, usûle ilişkindir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kişinin iddia edilen fiili işleyip işlemediği henüz kesin değildir. Diğer bir ifade ile kişi, Kanun’da öngörülen suçlardan birisini işlediği iddiası ile karşı karşıyadır. Ancak kişinin fiili işleyip işlemediği yargı kararı ile sabit değildir. Dolayısıyla kişinin Türk vatandaşlığının kaybettirilebilmesi salt isnada dayanmaktadır.

    Kişinin iradesi dışında vatandaşlığın kaybının kabulü için AVS’deki ifadesi ile fiilin, devletin menfaatleri ile bağdaşmıyor olması ya da KHK ile TVK’ya ilave edilen şekli ile devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bir fiil işlenmiş olması gereklidir. Bu tür fiiller sebebi ile kişiye vatandaşlık hukuku bağlamında bir müeyyide uygulanabilmesi için, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde kabul edilen “keyfi” olmama şartının yerine gelmiş olması gereklidir. KHK ile getirilen hüküm “keyfi” olmama şartı bağlamında ciddi eleştirileri beraberinde getirecek niteliktedir. Zira yukarıda da ifade edildiği gibi, salt bir isnada dayalı olarak kişiye, vatandaşlığının kaybettirme müeyyidesi uygulanmaktadır.

    Vatandaşlığa Alınma Kararının İptali Nasıl İstenir?

    Vatandaşlığa alınma kararının iptali, vatandaşlığı yetkili makam kararı ile sonradan kazanmış kişiler bakımından uygulama alanı bulacaktır. Vatandaşlığı aslen kazanmış kişilerin vatandaşlığının iptali söz konusu olamaz. Vatandaşlığa alınma kararının iptaline neden olan hâller dikkate alındığında, kişinin, yetkili makamların vatandaşlığa alma yolundaki iradesinin oluşumuna temel teşkil eden, bir kısım bilgi veya belgelerde hile yapması söz konusudur. Dolayısıyla, vatandaşlığa alınma kararının iptali müessesesi, bir anlamda kişinin iradesinin sonucudur. Zira kişi vatandaşlığa alınırken “kanuna karşı hile” yapmaktadır. Kanuna karşı hile de kanun tarafından korunmaz. Vatandaşlığa alınma kararının oluşumuna etki edebilecek nitelikli yalan beyan veya önemli hususların gizlenmesi tespit edildiğinde, kişinin vatandaşlığına iradesi dışında son verilebileceği Türk Vatandaşlık Kanunun’da düzenlenmiştir.

    5901 sayılı TVK’da “Türk Vatandaşlığının İptali” kenar başlığını taşıyan hükme göre, “Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir.” Hükümden de anlaşıldığı gibi, vatandaşlığa alınma kararının iptalinden bahsedebilmek için, iptal edilebilecek bir “karar”ın olması gereklidir. Bir karara dayalı olarak Türk vatandaşlığının kazanılması yetkili makam kararı ile kazanma hâllerinde söz konusudur.

    Dolayısıyla, vatandaşlığa alınma kararının iptali, ancak yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanan kişiler bakımından uygulama alanı bulacaktır. Yetkili makam kararı ile vatandaşlığa alınan kişiler, alınmalarına esas teşkil eden bilgi veya belgelerde yalan beyanda bulunmuşlar veya önemli hususları gizlemişlerdir. Başka bir ifade ile kişi vatandaşlığa alınma kararının verilmesine etken olan bilgi ve belgelerde idareyi aldatmak amacı ile “kasıtlı olarak gerçeğe aykırılık oluşmasını sağlamıştır. Kişinin idareyi aldatma kastı başarıya ulaşmış ve kişi hak etmediği hâlde vatandaşlığa alınmıştır. Kişiyi vatandaşlığa alan makam, iradesini sakatlayarak vatandaşlığı kazanmış olan bu gibi kişilerin vatandaşlığa alınma kararını iptal edecektir.

    VATANDAŞLIĞIN KAYBETTİRİLMESİ NEDİR? VATANDAŞLIK NASIL KAYBETTİRİLİR VE SONUÇLARI NELERDİR?-YILDIZ HUKUK VE DANIŞMANLIK BÜROSU

    Vatandaşlığa Alınma Kararının İptal Edilmesi Şartları Nelerdir?

    Vatandaşlığa alınma kararının iptalini düzenleyen hükümden hareket edildiğinde, iptal kararının verilebilmesi için iki önemli şartın varlığı aranmaktadır. Kanun’da tespit edilen şartların varlığı hâlinde, iptal kararını vermeye yetkili makam vatandaşlığa alınma kararının iptali yönünde karar verecektir. Kanun, iptal kararı bakımından, kararı vermeye yetkili makama takdir yetkisi tanımamıştır. Kişinin vatandaşlığa alınmasını sağlayan işlemi tekemmül ettiren makam, yani İçişleri Bakanlığı veya Cumhurbaşkanıdır. Dolayısıyla, kişiyi vatandaşlığa alan makam, vatandaşlığa alma kararında Kanun’da öngörülen şartların gerçekleşmesiyle, vatandaşlığa alma kararını da iptal edecektir. Vatandaşlığa alınma kararının iptali verilebilecek haller şu şekilde sayılabilir;

    • İlgilinin yalan beyanda bulunması veya önemli hususları gizlemesi
    • İlgilinin aldatma kastının bulunması,
      şeklindedir. Yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığını kazanan kişinin, vatandaşlığı kazanma anından sonra ne kadar süre geçmiş olursa olsun iptal için öngörülen şartların varlığı halinde, kişinin Türk vatandaşlığına alınma kararı iptal edilecektir. Vatandaşlığa alınma kararının iptal edilebilmesi için bu şartların gerçekleştiği İçişleri Bakanlığınca yapılacak soruşturma sonucunda tespit edilir ise, kişinin vatandaşlığa alınmasına karar veren makam, vatandaşlığa alınma kararının iptaline de karar verecektir. Zira Kanun, karar makamına takdir yetkisi tanımamıştır.

    Vatandaşlığın Kaybettirilmesi Usulü Nedir?

    TVK ve TVKUY’de kaybettirme kararının usulü hususunda kapsamlı düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmelikte ifadesini bulan “Bakanlıkça yapılan inceleme ve araştırma” (m.56) ifadesinden hareketle, 403 sayılı ETVK’nın yürürlükte olduğu dönemdeki gibi, hazırlanan dosya İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce incelenir ve varsa eksiklikler tamamlatılır. İlgilinin aile kayıt örneği de dosyaya eklenir. Kayıp işlemi için öngörülen maddenin bütün unsurlarının tamam olduğu anlaşıldıktan sonra ilgiliye tebligat yapılmalıdır. İlgiliye yapılacak tebligat, tebligat mevzuatına uygun olmalıdır. Tebligat, ilgilinin bilinen yurt içi ve yurt dışı adreslerine gönderilecek bir yazı ile yapılmalıdır.

    Kanun, kaybettirme kararını verme yetkisini Cumhurbaşkanı’na vermiştir. Ancak, (a) bendi kapsamında kaybettirme kararı verilebilmesi için, kişinin yaptığı işin Türkiye’nin menfaatine uygun olmadığı yetkili makamca tespit edilmiş ve kendisine işi bırakması için yurt içinde mülki idare amirleri; yurt dışında ise dış temsilcilikler aracılığı ile bildirim yapılmış olmalıdır. Bildirimde ilgiliye işi bırakması için üç aydan az olmamak üzere makul bir süre verilmelidir. Kişi verilen sürede işi bırakmaz ise, kişi hakkında kaybettirme kararı verilebilmesi için ilgili bakanlıkça dosya hazırlanmalıdır. (c) bendi kapsamında kişi hakkında kaybettirme kararı verilebilmesi için Millî Savunma Bakanlığı tarafından dosyanın hazırlanması isabetli olurdu.

    Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suç işlediği gerekçesine dayalı kaybettirme kararı verilebilmesi için, soruşturma aşamasında soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısınca ve kovuşturma aşamasında kovuşturmayı yapan mahkemece ilgilinin yurtdışında olduğunun öğrenilmesinden sonra, bir ay içinde durum İçişleri Bakanlığına bildirilecektir. İçişleri Bakanlığı, ilgilinin üç ay içinde yurda dönmesi için Resmî Gazete ile çağrıda bulunacaktır. Verilen süre içinde yurda dönmeyenler hakkında İçişleri Bakanlığınca maddede öngörülen şartların gerçekleştiğine dair dosya hazırlanıp Cumhurbaşkanına sunulması gerekir. İlgili, yapılan tebligatın gereğini yerine getirmez, yani ülkeye dönmez ya da Türkiye aleyhine yaptığı faaliyeti iradî olarak sonlandırmaz ise, Cumhurbaşkanı, ilgili hakkında takdir yetkisini de kullanarak olumlu veya olumsuz bir karar verecektir. Buradaki tebligatın amacı, ilgilinin bir anlamda savunmasını yapabilmesine imkân sağlamaktır.

    Vatandaşlığa Alınma Kararının İptal Edilmesinin Hüküm ve Sonuçları Nedir?

    Kaybettirme kararı, cezaî mahiyette olduğu için şahsî sonuç doğurur. Dolayısıyla, ilgilinin eş ve çocuklarına etki etmez (TVK m.30). Hakkında kaybettirme kararı verilen kişiye etkilerini, şahsî ve malî sonuçlar ile ülkeye gelebilme olmak üzere üç başlık altında ele almak mümkündür.

    Vatandaşlığa Alınma Kararının Şahsi Sonuçları Nelerdir?

    Kaybettirme kararının ilgili açısından doğurduğu en doğal sonuç, kişinin Türk vatandaşlığının sona ermesi ve yabancı statüsüne tâbi olmasıdır. Bu anlamda hakkında kaybettirme kararı verilen şahıs, kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren yabancı muamelesine tâbi olacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’de yabancıların sahip olabileceği kadar haklara sahip olabilecektir. Hakkında kaybettirme kararı verilen kişinin eski Türk vatandaşı olması, ona bir ayrıcalık tanınmasına neden olmayacaktır. Çünkü, TVK’nın 28’inci maddesinde öngörülen istisnaî haklardan yararlanma imkânı eski Türk vatandaşlarından, yalnızca yetkili makamlardan in alarak Türk vatandaşlığından çıkan kişilere tanınmıştır.

    Vatandaşlığa Alınma Kararının Eş ve Çocuklara Olan Etkisi Nedir?

    Türk Vatandaşlığı Kanunu 32. maddesinde “İptal kararı, karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder. İptal kararı ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar hakkında da uygulanır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu hükümden anlaşılması gereken, ilgili kişi ile birlikte onun türk vatandaşı olmasını sağlayan ve iptal kararına konu işleme bağlı olarak Türk vatandaşlığı kazanmış kişilerin vatandaşlığı iptal kararından etkilenecektir. İptal kararından etkilenecek eş ve çocuklar da yabancı muamelesine tâbi tutulacaklardır. Kapsamlı iptal kararı verilmiş olsa dahi, bu karar sonucunda eş ve çocukların malları tasfiyeye tâbi olmayacaktır. Çünkü malların tasfiyesi cezaî mahiyette bir müeyyidedir. Bu nedenle, yalnızca ilgili hakkında hüküm doğurur. Ona bağlı olarak vatandaşlık kazananlar hakkında herhangi bir etkisi olmaz. İptal kararından etkilenen çocuklar, yabancıların Türkiye’de sahip olabilecekleri kadar haklara sahip olabilirler. Tabii ki, iptal kararından etkilenen eş ve çocuklar, yabancıların sahip olabileceğinden fazla haklara sahip iseler, bu fazlalık yabancı muamelesine tâbi olmanın tabii sonucu olarak tasfiyeye tâbi tutulacaktır.

    Vatandaşlığa Alınma Kararının Mali Sonuçları Nelerdir?

    Kanun’da hakkında kaybettirme kararı verilen kişinin Türkiye’de bulunan malları ile ilgili açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle kaybettirme kararına bağlı olarak, ilgilinin Türkiye’de bulunan mallarına yönelik bir tasfiye işleminden bahsedebilme imkânı yoktur. Dolayısıyla, Türkiye’de yabancıların sahip olabilecekleri kadar malî haklara sahip olacaklardır. Hakkında kaybettirme kararı verilen kişinin Türkiye’de bulunan gayrimenkullerinin tasfiyesi söz konusu olabilir mi? Bu soruya cevap vermeden önce ilgilinin sahip olduğu gayrimenkullerin miktarının ve bulunduğu yerin tespit edilmesi gereklidir. Şayet ilgilinin sahip olduğu gayrimenkuller, yabancıların Türkiye’de gayrimenkul sahibi olabileceği alanlarda ise ve miktar itibarıyla da yabancıların sahip olabileceği miktarı aşmıyor ise, tasfiye işleminden bahsetmeye imkân yoktur.

    Çünkü bu hâlde hakkında kaybettirme kararı verilen kişi, yabancı sıfatı ile Türkiye’de bu gayrimenkulleri edinebilme hakkına sahiptir. Ancak gayrimenkuller, yabancıların sahip olabileceği alanlarda değilse veya yabancıların sahip olabileceği miktarı fazla miktarın tasfiyeye tâbi tutulması gerekmektedir. Çünkü ilgili, hakkında kaybettirme kararının verilmesinden sonra yabancı muamelesine tâbi tutulmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de ancak yabancıların sahip olabilecekleri kadar haklara sahip olabilecektir. Hakkında kaybettirme kararı verilen kişi, yabancıların sahip olabilecekleri haklardan fazla haklara sahip ise, bu fazlalığın tasfiyeye tâbi tutulması gereklidir. İlgilinin eski Türk vatandaşı olması ona diğer yabancılara göre bir ayrıcalık tanınmasını gerektirmeyecektir. Burada yapılan tasfiye, ilgilinin kaybettirme kararının sonucu olarak ortaya çıkmamakta, aksine, yabancı muamelesine tâbi tutulmasının tabii sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Şayet, böyle olmasaydı Kanun koyucu TVK’nın 28’inci maddesinde kendi istekleri ile Türk vatandaşlığından ayrılan eski Türk vatandaşları lehine istisnaî bir hükme yer verme gereği duymazdı.

    VATANDAŞLIĞIN KAYBETTİRİLMESİ NEDİR? VATANDAŞLIK NASIL KAYBETTİRİLİR VE SONUÇLARI NELERDİR?-YILDIZ HUKUK VE DANIŞMANLIK BÜROSU

    Kaybettirme Kararı Alınan Kişinin Ülkeye Gelebilme Durumu Nasıldır?

    Haklarında kaybettirme kararı verilen kişilerin ülkeye girebilmeleri ile ilgili olarak TVK’da özel bir hüküm yer almamaktadır. Ancak haklarında kaybettirme kararı verilen kişilerin ülkeye girişinin, TVK’nın 29’uncu madde hükmünden hareket edildiğinde, yabancıların ülkeye girişte tâbi oldukları şartlara tâbi olması gerekir. Bu nedenle, haklarında kaybettirme kararı verilen kişiler, genel hükümlere göre, yani Pasaport Kanunu’na göre ülkeye girebileceklerdir.

    Vatandaşlığı Kaybettirilen Kişinin Yeniden Vatandaşlığa Alınması Mümkün Müdür?

    Hakkında kaybettirme kararı verilen kişiler, 5901 sayılı Kanuna göre ikamet şartlı yeniden vatandaşlığa alınma imkânına sahiptirler (TVK m.14). Bu gibiler, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hâli bulunmamak ve Türkiye’de üç yıl ikamet etmek şartı ile Cumhurbaşkanı kararı ile Türk vatandaşlığını yeniden kazanabileceklerdir.

    Seçme Hakkı İle Türk Vatandaşlığın Kaybı Nedir?

    Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığının kaybının önemli özelliklerinden birisi, vatandaşlığın iradî olarak kaybı sonucunu doğurmasıdır. Kanun’un seçme hakkı ile vatandaşlıktan ayrılma hakkı tanıdığı kişi gruplarına dâhil olanlar, öngörülen sürede, Türk vatandaşlığından ayrılma yönündeki irade beyanının yetkili makamlara ulaşmasıyla Türk vatandaşlığından ayrılacaklardır. Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığından ayrılma hakkına sahip kişi grupları;

    -Ana veya babadan dolayı soy bağı nedeniyle doğumla Türk vatandaşı olanlardan yabancı ana veya babanın vatandaşlığını doğumla veya sonradan kazananlar
    -Ana veya babadan dolayı soy bağı nedeniyle Türk vatandaşı olanlardan doğum yeri esasına göre yabancı bir devlet vatandaşlığını kazananlar
    -Evlat edinme yolu ile Türk vatandaşlığını kazanan çocuklar
    -Toprak (doğum yeri) esasına göre Türk vatandaşlığını kazananlar
    -Türk vatandaşlığını sonradan kazanmış ana veya babalarına bağlı olarak Türk vatandaşı olan çocuklar şeklindedir.

    Seçme Hakkından Yararlanmanın Şartları Nelerdir?

    Küçük çocukların seçme hakkından yararlanarak Türk vatandaşlığından ayrılabilmeleri ” ergin olmalarından itibaren üç yıl içinde” mümkündür. Bu düzenlemeye göre, küçük çocukların seçme hakkından yararlanarak Türk vatandaşlığından ayrılabilmeleri iki şartın varlığına bağlanmıştır. Bu şartlar;

    Ergin olmak Şartı:

    Seçme hakkını kullanacak olan kişilerin ergin olup olmadıkları genel Türk vatandaşı olduğuna göre, ergin olup olmadığı da millî hukukuna, yani Türk Medenî Kanunu’na göre tespit edilecektir. Evlenme veya hâkim hükmü ile kişi ergin olmuş ise, seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığından ayrılmak için aranan “erginlik” şartını gerçekleştirmiştir. Çünkü Kanun’da seçme hakkının kullanılabilmesi için kişinin ergin olması yeterli görülmüştür. Dolayısıyla, erginliği sağlayan bütün hâller me hakkının kullanılabilmesi için yeterli olacaktır. Kanun’da seçme hakkını kullanacak kişinin ergin olmasından bahsedilmiş, ayırt etme yeteneğine sahip olmasından bahsedilmemiştir. Kanun’da bu konuda açık bir hüküm olmaması bir eksiklik olmasına rağmen, seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığından ayrılacak kişinin ayırt etme yeteneğine sahip olmasını aramaya engel yoktur.

    Vatansız kalmamak Şartı:

    Seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığından ayrılmak isteyen kişinin, bu hakkını kullanmasının önşartı vatansız kalmamasıdır. Her ne kadar, Kanun’da seçme hakkına sahip olan kişiler nazara alındığında, seçme hakkının kullanılması sonucunda vatansız kalma ihtimali bulunmuyor ise de Kanun koyucu kişinin vatansız kalma ihtimalinin söz konusu olması hâlinde, bu hakkın kullanılamayacağını hükme bağlamıştır.

     

    Seçme Hakkı İle Vatandaşlıktan Ayrılmanın Sonuçları Nelerdir?

    Seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığından ayrılan kişi, seçme hakkının kullanılmasına dair şartların varlığının tespitine ilişkin karar tarihinden itibaren Türk vatandaşlığından ayrılmış, yabancı statüsüne geçmiş olur (TVK m.35/1). Dolayısıyla yabancıların Türkiye’de sahip olabileceği kadar haklara sahip olabilecektir. Ancak tabii ki, seçme hakkı ile Türk vatandaşlığından ayrılma hakkına sahip olanlardan doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olanlar, seçme hakkını kullanmadan önce vatandaşlıktan çıkma talebinde bulunmuş ve yetkili makamlardan çıkma izni almış olabilirler. Bu hâlde, seçme hakkı ile Türk vatandaşlığından ayrılan kişiler de TVK m. 28’de bahsi geçen haklardan yararlanabilecektir. Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığından ayrılmanın eş ve çocuklara et- kisi hususunda 27’nci maddeye atıf yapılmıştır. (TVK m.35/2). Çıkmanın eşe olan etkisi TVK m.27/2’de açık olarak düzenlenmiştir. Buna göre, eşlerden birinin seçme hakkını kullanmak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybetmesi diğer eşin vatandaşlığına etki etmez.

    Türk vatandaşlığından çıkan ana veya babaya bağlı olarak küçük çocukların Türk vatandaşlığını kaybetmelerinde basit bir yöntem kabul edilmiştir. Ana veya babadan birinin Türk vatandaşlığından çıkması hâlinde, çıkan tarafın talepte bulunması ve diğer eşin muvafakati ile çocuklar da Türk vatandaşlığını kaybeden ana veya babaya bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybedeceklerdir. Diğer eşin muvafakat vermemesi hâlinde, hâkim kararına göre işlem yapılacaktır. Ancak hâkim neye göre karar verecektir? Kanun’da çocuğun küçük olmasından bahsedilmediği gibi, Türk vatandaşlığını kazanan ana veya babaya bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanacak çocuklarla ilgili düzenlemede olduğu gibi, velayetten de bahsedilmemektedir (TVK m.20/2). Hal böyle olunca, seçme hakkını kullanmak suretiyle Türk vatandaşlığından çıkan ana veya babanın küçük çocukları onlara bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybedebileceklerdir.

    Çocukların küçük olup olmadıkları Türk Medenî Kanun’una göre tespit edilecektir. Çünkü çocuklar hâlihazırda Türk vatandaşıdırlar. Her ne kadar Kanun’da çocukların küçük olmasından bahsedilmiyor ise de diğer eşin muvafakat vermesi ancak küçük çocuklar bakımından aranabilir. Çünkü yalnızca küçük çocukların velayeti ana veya babada ya da her ikisindedir. Çocuğun seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığından ayrılan ana veya babaya bağlı olarak Türk vatandaşlığından çıkması için, çocuğun velayetinin Türk vatandaşlığından çıkan ana veya babada olmasına gerek görülmemiştir. Dolayısıyla, velayet hakkı kendisinde olmayan ana veya babanın Türk vatandaşlığından seçme hakkını kullanarak çıkması hâlinde, diğer eş muvafakat eder ise çocuk da Türk vatandaşlığını kaybedecektir.

    Anasayfa - Yıldız Hukuk
    AV. OSMAN YILDIZ

     

    Haklarınızı doğru şekilde öğrenmek, süreci bilinçli yürütmek ve olası riskleri en aza indirmek adına profesyonel hukuki destek almak her zaman en sağlıklı yaklaşımdır. Genel hukuk alanında danışmanlık ve detaylı bilgi için Avukat Osman Yıldız ile iletişime geçebilir, somut durumunuza uygun değerlendirme ve yönlendirme talep edebilirsiniz. Doğru zamanda alınan doğru hukuki destek, sürecin en güçlü güvencesidir.

  • İDARE HUKUKU AVUKATI – AV. OSMAN YILDIZ -ANKARA

    İDARE HUKUKU AVUKATI – AV. OSMAN YILDIZ -ANKARA

    İDARE HUKUKU AVUKATI – AV. OSMAN YILDIZ – ANKARA

     width=

    İdare Avukatı Nedir?

    İdare avukatı veya idare hukuku avukatı, bireylerin ve tüzel kişilerin devlet kurumları ile yaşadıkları hukuki uyuşmazlıklarda, bu sorunları en kısa sürede çözüme kavuşturmak için başvurdukları ve idare hukuku alanında uzmanlaşmış olan avukatlara denir. İdare hukuku, mevzuatının dağınık yapısı ve tek bir metin halinde bulunmaması sebebiyle karmaşıktır; bu nedenle Yıldız Hukuk ve Danışmanlık bünyesinde faaliyet gösteren deneyimli bir idare avukatı, idari başvuru süreçlerinden dava sonuna kadar haklarınızın etkin bir şekilde korunmasını sağlar. (daha&helliip;)

  • UZMAN ERBAŞ SÖZLEŞME YENİLEME VE FESİH

    UZMAN ERBAŞ SÖZLEŞME YENİLEME VE FESİH

    UZMAN ERBAŞ SÖZLEŞME YENİLEME VE FESİH

    3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve ilgili yönetmeliklere göre, uzman erbaşlar Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde 2 ila 5 yıl arasında değişen sürelerle sözleşmeli olarak görev yaparlar. Bu sözleşmelerin yenilenmesi ve feshedilmesi belirli yasal kurallara ve şartlara bağlanmıştır. (daha&helliip;)

  • Danıştay Nedir?

    Danıştay Nedir?

    Danıştay Nedir?

    Danıştay Nedir ve Türk Yargı Sistemindeki Konumu Neresidir?

    Danıştay, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş olan en yüksek idari yargı mahkemesi, danışma ve inceleme merciidir. İdari yargı alanındaki en üst görevli mahkeme olarak, idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu denetler ve idari uyuşmazlıkları hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde çözüme kavuşturur.

    Danıştay’ın Tarihsel Kökeni Şûrâ-yı Devlet’e mi Dayanır?

    Evet, Danıştay’ın kökleri Osmanlı Devleti dönemine kadar uzanmaktadır. Kurum, ilk olarak 1868 yılında “Şûrâ-yı Devlet” adıyla kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde 1924 Anayasası ile anayasal statü kazanan kurum, 1961 ve 1982 Anayasalarında da yüksek idare mahkemesi olarak varlığını sürdürmüştür.

    Danıştay’ın Temel Görevleri Nelerdir?

    Danıştay’ın görevleri genel olarak iki ana kategoride toplanır:

    • Yargı Görevleri: İdare ve vergi mahkemelerinden verilen kararların son inceleme (temyiz) merciidir. Ayrıca kanunla belirlenen belirli davalara ilk ve son derece mahkemesi sıfatıyla bakar.
    • Danışma ve İnceleme Görevleri: Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında görüş bildirir, Başbakanlık veya Cumhurbaşkanlığınca gönderilen kanun tasarılarını ve idari işleri inceler.

    Danıştay Hangi Davalara İlk Derece Mahkemesi Olarak Bakar?

    2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca şu uyuşmazlıklar doğrudan Danıştay’da görülür:

    • Cumhurbaşkanı kararlarına ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri dışındaki düzenleyici işlemlere karşı açılan davalar.
    • Bakanlıklar ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılan davalar.
    • Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararlarına karşı açılan iptal ve tam yargı davaları.
    • Belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelen organlarının organlık sıfatlarını kaybetmeleri hakkındaki istemler.

    Danıştay Üyeleri Nasıl Seçilir ve Görev Süreleri Ne Kadardır?

    Danıştay üyelerinin dörtte üçü birinci sınıf idari yargı hakim ve savcıları arasından Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından, dörtte biri ise diğer görevliler arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Üyeler 12 yıl için seçilir ve bir kişi iki defa Danıştay üyesi olamaz.

    GÜNCEL İŞ BÖLÜMÜNE GÖRE DAİRELERİN GÖREVLERİ NELERDİR?

    24 Şubat 2026 tarihli ve 2026/6 sayılı Başkanlık Kurulu kararı ile daireler arasındaki iş bölümü şu şekilde en güncel haliyle belirlenmiştir:

    Danıştay 1. Dairesi (İdari Daire) Hangi İşleri Yürütür?

    Danıştay’ın tek idari dairesidir; yargısal görevi yoktur. Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklarca gönderilen kanun tasarıları hakkında görüş bildirir, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini inceler ve memurların yargılanmasına ilişkin idari kararları denetler.

    Danıştay 2. Dairesi Hangi Personel Davalarına Bakar?

    Esas olarak İçişleri Bakanlığı bünyesindeki emniyet, jandarma ve sahil güvenlik personelinin atama, disiplin, terfi ve parasal hak uyuşmazlıklarına odaklanır. Ayrıca aile hekimliği mevzuatından doğan davalar da bu dairenin alanındadır.

    Danıştay 3, 7 ve 9. Dairelerin Vergi Alanındaki Yetkileri Nelerdir?

    Bu daireler vergi dava daireleridir:

    • 3. Daire: Gelir, kurumlar ve KDV’ye ilişkin düzenleyici işlemleri ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin bu konudaki kararlarını inceler.
    • 7. Daire: Gümrük vergileri, ithalde alınan vergiler ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) konularında uzmandır.
    • 9. Daire: Ankara, İzmir, Adana gibi büyük illerin vergi uyuşmazlıklarını ve emlak vergisi davalarını inceler.

    Danıştay 4. Dairesi’nde 2026 Yılında Ne Değişti?

    2026/6 sayılı karar ile en büyük değişiklik bu dairede yapılmıştır. Daha önce 6. Daire’nin baktığı imar yaptırımları (mühürleme, yıkım, durdurma kararları ve para cezaları) bu daireye geçmiştir. Ayrıca çevre, iklim ve afet mevzuatı da bu dairenin görevindedir.

    Danıştay 5. Dairesi Hangi Disiplin İşlemlerine Bakar?

    Hâkimler ve Savcılar Kanunu uyarınca tesis edilen sınav, adaylık ve disiplin işlemleri ile OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar uyarınca yapılan ihraç dosyalarını karara bağlar.

    Danıştay 6. Dairesi’nin Mevcut Şehircilik Görevleri Nelerdir?

    İmar yaptırımlarını devreden daire artık daha çok mülkiyet ve planlama odaklıdır. Her tür ve ölçekteki imar planları, parselasyon, yapı ruhsatı ve kamulaştırma davaları bu dairede görülür.

    Danıştay 8. Dairesi’nin Yetki Alanındaki Konular Nelerdir?

    Öğrenci ve öğrenim işleri, özel öğretim kurumları, mahalli idareler mevzuatı (belediye ve köy işleri) ile trafik uyuşmazlıklarına bakmakla görevlidir.

    Danıştay 10. Dairesi Sosyal Güvenlik Alanında Neye Bakar?

    SGK ve Genel Sağlık Sigortası mevzuatı, sağlık hizmetlerine ilişkin tam yargı (tazminat) davaları ve tüketicinin korunması bu dairenin uzmanlık alanıdır.

    Danıştay 12. Dairesi Hangi Personel Rejimi Görevlerini Yürütür?

    Cumhurbaşkanlığı ve Adalet Bakanlığı personelinin atama ve disiplin işlerine bakar. Ayrıca genel kamu personelinin emeklilik, harcırah ve görevde yükselme sınavı uyuşmazlıklarını çözer.

    Danıştay 13. Dairesi (Ekonomi Dairesi) Hangi Kurumları Denetler?

    Kamu ihaleleri, rekabet, özelleştirme, enerji ve telekomünikasyon mevzuatı ile ürün güvenliği ve finansal piyasa düzenlemeleri bu dairenin ana görev alanıdır.


    Danıştay Davaları Ortalama Ne Kadar Sürede Sonuçlanır?

    2025 yılı verilerine göre Danıştay’daki dosyaların ortalama sonuçlanma süresi 560 gündür. Temyiz süreçleri iş yüküne bağlı olarak ortalama 1.5 ila 2 yıl sürebilmektedir.

    Vatandaşlar dosyalarını UYAP Vatandaş Portalı, e-Devlet veya Danıştay resmi sitesindeki “Dosya Sorgulama” sekmesinden takip edebilirler.


    İdari Yargı Sürecinde Neden Profesyonel Destek Alınmalıdır (Ankara İdare Avukatı Osman Yıldız)

    İdari yargı süreci, özellikle Danıştay nezdindeki dosyalar, 2026 yılındaki yeni iş bölümü kararlarıyla birlikte oldukça teknik ve karmaşık bir hal almıştır. Dilekçeler aşamasındaki usuli bir hata veya davanın yanlış dairede takip edilmesi, sürecin yıllarca uzamasına hatta haklıyken davanın reddedilmesine yol açabilir.

    Bu kritik aşamada, idare hukuku alanındaki derin birikimiyle Ankara İdare Avukatı Av. Osman Yıldız, Danıştay nezdindeki iptal ve tam yargı davalarında profesyonel hukuki danışmanlık sunmaktadır. Yürütmenin durdurulması taleplerinin etkin yönetilmesi ve Danıştay’ın güncel içtihatlarına uygun stratejilerin geliştirilmesi için Ankara İdare – Memur Avukatı Osman Yıldız’dan destek alarak yüksek yargı mercilerindeki haklarınızı güvenle savunabilirsiniz.

  • İKAMET İZNİ NEDİR? İKAMET İZNİ NASIL VE NEDEN ALINIR?

    İKAMET İZNİ NEDİR? İKAMET İZNİ NASIL VE NEDEN ALINIR?

    İKAMET İZNİ NEDİR? İKAMET İZNİ NASIL VE NEDEN ALINIR?
    İkamet İzni (Oturma İzni) Nedir?

    İkamet izni, Türkiye’de vizenin veya vize muafiyetinin tanıdığı süreden ya da 90 günden fazla kalmak isteyen yabancıların almak zorunda olduğu izin belgesidir.
    İkamet (oturma) izni, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 19. maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır: (daha&helliip;)

  • ÇALIŞMA İZNİ NEDİR? ÇALIŞMA İZNİ NASIL VE NEDEN ALINIR?

    ÇALIŞMA İZNİ NEDİR? ÇALIŞMA İZNİ NASIL VE NEDEN ALINIR?

    ÇALIŞMA İZNİ NEDİR? ÇALIŞMA İZNİ NASIL VE NEDEN ALINIR?

    Çalışma izni, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından resmi belge şeklinde düzenlenen ve geçerlilik süreci boyunca yabancıya Türkiye’de hem çalışma hem de oturma izni veren bir belgedir. Ayrıca, Uluslararası İşgücü Kanunu’na göre, Türkiye’de bağımlı ya da bağımsız çalışmaya başlamadan önce izin alınması zorunludur. Aksi halde yabancı kişinin Türkiye’de herhangi bir işyerinde çalışması yasal değildir ve bunun birtakım yaptırımları bulunmaktadır. (daha&helliip;)

  • Bosna’da Bir Avukat: Beyaz Taşların Gözyaşları

    Bosna’da Bir Avukat: Beyaz Taşların Gözyaşları

     width=
    Aliya’nın mezarı.

    Bazı yolculuklar sadece kilometrelerle ölçülmez; bazı yollar doğrudan insanın vicdanına çıkar. Bosna’nın o yeşil dağları arasından süzülüp Srebrenitsa’ya vardığınızda, rüzgarın uğultusu yerini derin bir sessizliğe bırakır. O sessizlikte kulağınıza bir ses çalınır: “Srebrenica sestro…” (Srebrenitsa ablam…)

    Bir avukat olarak hayatım boyunca “hak” peşinde koştum. Dosyalar inceledim, deliller topladım, kürsülerde savunmalar yaptım. Ama Bosna’nın o uçsuz bucaksız beyaz taşları arasında yürürken anladım ki; hukukun sustuğu, dünyanın kör olduğu, insanlığın sınıfta kaldığı bir yer var burada. O beyaz taşların her biri bir isim değil, birer hakikat abidesi gibi göğe uzanıyor. (daha&helliip;)

  • Atina’da Bir Avukat: Sokrates’in Hücresinde Adalet Üzerine

    Atina’da Bir Avukat: Sokrates’in Hücresinde Adalet Üzerine

    Prison of Sokrates - Sokrates'in Hapishanesi
    Prison of Sokrates – Sokrates’in Hapishanesi (Atina)

    “Binlerce yıl önce burada sadece bir adam değil, bir düşünce hapsedilmişti”

    Atina’nın o kadim, güneş yorgunu sokaklarından sıyrılıp Filopappos Tepesi’nin eteklerine vardığınızda, zamanın nabzı avuçlarınızda atmaya başlar. Karşınızda duran o soğuk, sessiz taş oyuklar sadece bir hapishane değil; adaletin vicdanla girdiği o bitmek bilmeyen kavganın ilk meydanıdır. Bir banka oturup o demir parmaklıklara baktığınızda, binlerce yıl öncesinin rüzgarı yüzünüze çarpar. Orada, o daracık taşın içinde sadece bir adam değil, bir hakikat hapsedilmişti.

    Delphi’deki kâhinin “Ondan daha bilgesi yok” dediği adam, şehrin en büyük meydanlarında “tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir” diye fısıldıyordu. Bu bir alçakgönüllülük değil, insanın kendi içindeki o uçsuz buçsuz cehaletle tanışmasının verdiği o sarsıcı dürüstlüktü. Her şeyi bildiğini sananların arasında, bilmediğini itiraf eden bir adamın yalnızlığı ve bilgeliği gizliydi bu sözde. Sokrates, bilginin bir son durak değil, sonu gelmeyen bir yolculuk olduğunu biliyordu. Belki de onu o hücreye, o ölüme götüren şey de buydu: İnsanların sahte bildiklerini, onların yüzüne o zarif sorgulamalarıyla bir ayna gibi tutması. (daha&helliip;)